Sahip Çıkmakİnsanoğlunun uzun gelişim serüvenin de yazı, uygarlaşmanın en önemli bölümünü oluşturuyor. Yazı ile birlikte medeniyetler tarih sahnesinde kalıcı olarak yerini almışlardır. Tarih bize göstermiştir ki; ‘iktidar’ olmak, daha da önemlisi iktidarı sürdürebilmek için, yazı’nın ve onu içine alan dilin iktidar erkinin elinde olması gerekiyor.

Bunun ilginç örneklerinden biri de Akdeniz Bölgesini bir baştan diğer başa kaplayan Likya medeniyetinin yaşadıklarında görmekteyiz.

Likyalıların kendine özgü dillerinin varlığı, ortaya çıkarılan yazıtlardan biliniyor.

Ancak bu bölgeyi işgal eden önce Helenler ve daha sonra Romalılar, kendi dillerini bu bölge de ‘yazı’ dili olarak kullandırmışlardır.

Büyük bir medeniyet olan Likya Uygarlığı, bu tür uygulamalarla giderek tarih sahnesinden silinmişlerdir.

Bugün Toroslarda yaşayan göçerlerin bir bölümünün o uygarlığın izlerini taşıdığı ifade edilmektedir. Büyük bir zenginlik olan bu insanlara bakınca dili ve yazıyı kaybedince neleri kaybettiğimizi hüzünle görmekteyiz.

O nedenledir ki yazılı olana ve bir adım ötesinde dile her toplumun sıkı sıkıya bağlı olması var olmanın en önemli yapıtaşlarından…

Yazılı kaynaklar, kitaplar, defterler…

Her biri bir ‘bellek’ ve varoluş nesnesi…

Bellek yazılı olanla hayatiyet kazanıyor.

Onun içindir ki daha fazla kitap, daha fazla defter…

Hem de bugünün dijital beyinlerini cezbedecek kadar iyi çözümlenmiş kitap ve defterler…

İyi basılmış, iyi ciltlenmiş, en önemlisi dokunma hissini uyandıracak okuma yazma nesneleri…

Biraz pragmatik gelebilir ancak bugünün gerçeği de bu…