Ciltli kitapların yalnız yol göstericisi, okuyucunun hem tanığı, hem de iz sürücüsüdür o.
Zarif inceliğiyle sayfalarda yukarıdan aşağıya doğru akar ve bir elin gelip onu bir başka sayfa aralığına taşımasını bekler.
Her yeni sayfa, yeni sözcüklerle kucaklaşmadır bir anlamda.
Diğer taraftan da; Kitap da okunuyordur.
O rastgele seçilen bir kurdele değildir…
Cilt ustası, kağıdın rengi, kitabın boyutu ve kapak malzemesine bakarak seçer nasıl bir kurdele kullanacağına.
İnce mi, geniş mi, hangi renk de olacağı, kitabın estetiğinin belirlediği bir karardır.
Keyfiliğe, ya da “elimizde bu varmış” cümlesine kurban edilemeyecek kadar önemlidir.
Önemlidir… Zira kitap estetiğinin tamamlayıcısı, bir anlamda noktasıdır.
Kütüphane raflarında dizilmiş kitaplara bakıldığında, ayraç işlevi gören kurdeleler ufukta gün batımını seyreden kedilerin kuyrukları gibidir. Kimi sağa, kimi sola kıvrılmıştır.
Aynı zamanda kitabın koruyucusudur o.
O olmadığında çoğu insan, Kaldığı yeri, sayfanın köşesini kıvırarak belirler.
Sayfaları köşelerinden kıvırmak, sayfalara zarar vermek demektir.
Oysa kitaplar, bir mücevherden çok daha değerli nesnelerdir ve özen gösterilmesi gerekir.
Günümüzde kurdelelerinin yerini, kitap ayraçları alıyor. Kimi kitap ile birlikte, kitabın adını taşıyarak, kimi de bağımsız uygulama ürünleri olarak okuyucuya veriliyor.
Bunların da bir kısmı çok güzel. Ancak bir problemi beraberinde taşıyorlar.
Kitabın parçası değiller. Kitaba iliştiriliyorlar.
Oysa, o incecik rengarenk kurdeleler kitabın bir parçası…
O, okuyucu için kitap nesnesinin içindeki “deniz feneri”dir…