Sahaflar ÇarşısıBeyazıt Camii’nin arkasında, yüksek duvarların içinde küçük dükkanlardan oluşan bir çarşı vardır. Burası Sahaflar Çarşısı’dır. Okumaya ve kitaba meraklı her insanın avlusunu arşınladığı, esnafıyla sohbet ettiği bu büyülü mekan, eski “sahaf” özelliğini kaybetmiş olsa da, -ders ve üniversite kitapları satan bir yer haline geldi- yaşamını sürdürüyor. 90’lı yılların sonuna kadar, İstanbul’un eski kitap kalbi olan sahaflar çarşısı, birçok şair ve edebiyatçıya da konu olmuştur.

Ancak Sahaflar Çarşısı’nın belki de en ünlü hikayesi, Kaşgarlı Mahmut’un kaleme aldığı ve Türk dilinin en kapsamlı kaynağı olan Divanü Lügati’t Türk’ün tek nüshasının burada ilginç bir şekilde bulunmuş olmasıdır.

Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nin birinci cildinde XVII. yüzyılda Beyazıt Camii yanındaki 100 küçük ahşap dükkânda 300 mücellidin çalıştığını söylemektedir.

Yan yana dizilmiş küçük dükkanlarda ustalar, bütün el becerilerini göstererek, ciltler yapmaktaydı.

Büyük ihtimalle her ustanın Kazlıçeşme’deki tabakhanelerde tanıdık dericileri vardı. Oradan tabaklanmış ve kalınlıkları alınmış özel derileri seçer ve kitabın ruhuna uygun bir şekilde, bazen “yekşah” denilen ucu metal aletle bastırılarak bazen de değişik renkli sırmalarla desenler işlenirdi.

Küçük dükkanlardan yayılan deri ve vernik kokuları, kitapseverler için sanki “Misk-i Amber”  kokularına dönüşmüş bir etki oluşturuyordu.

Evliya Çelebi’nin sözünü ettiği çarşı 19.yy.’da büyük bir yangın sonucu yok oldu. Ancak, kitap tutkunları Beyazıt meydanını terk etmediler. Sahaflar burada açıldı. Ciltevleri, ciltçiler yine çevre sokaklarda uzun yıllar atölyelerde, kitaplara hayat verdiler. Sonra makineleşme ile birlikte bu atölyeler tek tek kapandı. Cilt evleri kentin kalbinden savruldular. Kitapseverler için artık “misk-i amber” kokularının gelmediği bir bölge…

Kitaplar, üretildikleri kentlerin auralarında özel izler bırakırlar. Bu izlerin artması, kitapların üretiminde “insan eli”nin dokunması ile artmaktadır.

O nedenledir ki, kitap ve cilt bir incesanat ürünüdür.

Kitap üretmek, hele hele cilt yapmak, Misk-i amber’in sadece balinanın salgısından çıkmadığını düşünebilmektir.

Her kitap bir tür misk-i amber kokusudur…